Personal

Strasbourg & Colmar: Alsace'ın Masalsı İkizleri

Jan 25, 2026 · 7 min read · Turkish

Mulhouse: Başlangıç Noktası

Dün gece Mulhouse'da kalmıştık. Mulhouse bir sanayi şehri — dünyanın en büyük otomobil müzelerinden biri olan Cité de l'Automobile burada. Schlumpf kardeşlerin koleksiyonuna dayanan devasa bir müze. Şehrin merkezindeki Temple Saint-Étienne ise Fransa'nın en yüksek Protestan kilisesi; 97 metrelik çan kulesiyle meydana hâkim. Adına rağmen bir katedral değil aslında, ama büyüklüğü ve 1320'lerden kalma vitraylarıyla kesinlikle görülmeye değer.

Temple Saint-Étienne, Mulhouse, gece aydınlatması

Temple Saint-Étienne — Fransa'nın en yüksek Protestan kilisesi

Akşam Kahramanmaraşlı bir abinin işlettiği kebapçıya gitmiştik. İsviçre-Fransa arasındaki fiyat farkını burada net hissediyorsunuz; inanılmaz uygun bir fiyata çok lezzetli bir kebap yedik. İsviçre'de Migros neyse Fransa'da Carrefour odur — sabah Carrefour'dan hızlıca bir şeyler alıp kahvaltımızı yaptık.

Mulhouse, Strasbourg'a göre çok daha uygun otellere sahip. Eğer bu bölgeyi gezecekseniz Mulhouse'da konaklamak bütçe açısından mantıklı bir tercih. Bu bölge — Strasbourg, Colmar, Mulhouse hattı — Fransa'nın diğer bölgelerine kıyasla daha güvenli, suç oranları düşük. Yine de tren garında İsviçre'ye nazaran evsizlerle karşılaşmak veya esrar kokusunu almak daha olası.

Hafta sonları ve resmi tatiller için bu bölgede Alsa+ Groupe Journée kartı var. 2-5 kişilik gruplar için geçerli; gün boyunca tüm bölgesel trenlere, otobüslere ve şehir içi ulaşıma binebiliyorsunuz. Tek bir biletten daha ucuza geliyor. Biz de onu alıp trene bindik.

Colmar: Kartpostaldan Çıkma Bir Şehir

Önce Colmar'da indik. İnanılmaz bir yer. Gerçekten çok güzel. Pazar günü olması sebebiyle her yer bomboştu ama bu sessizlik şehrin masalsı havasını daha da güçlendiriyordu. Colmar ve Strasbourg, Noel'in en iyi yaşandığı şehirler olarak biliniyor — kışın özellikle daha büyülü.

Colmar'da yere döşenmiş taşları takip ederek bir yürüyüş rotası izleyebiliyorsunuz. Mobil harita uygulamasıyla da takip etmek mümkün; aynı uygulama Strasbourg için de geçerli.

Colmar eski şehir sokağı, renkli yarı ahşap Alsace evleri

Colmar'ın eski şehir sokaklarında yürüyüş

İlk durağımız Musée Unterlinden oldu. Alsace'ın en çok ziyaret edilen müzesi. Buradaki en önemli eser, Matthias Grünewald'ın 1512-1516 yılları arasında yaptığı Isenheim Sunağı (Retable d'Issenheim). Antonit rahiplerinin hastanesinde kullanılan, ergotizm (Aziz Antonius ateşi) hastalarına şifa vermesi için yapılmış devasa bir sunak tablosu. Gerçekten etkileyici bir eser — ayrıntıları ve boyutu karşısında uzun süre bakakalmamak elde değil.

Müzeden çıkıp yürümeye başladık. Maison des Têtes'e (Kafalar Evi) geldik — adını cephesindeki 106 küçük oyma insan başından alıyor. Rönesans döneminden kalma bu bina Colmar'ın sembollerinden biri. Şu an içinde bir butik otel ve Michelin yıldızlı restoran var.

Oradan meşhur caddeleri — Rue des Marchands ve Grand'Rue — boyunca yürüdük. Collégiale Saint-Martin'i gördük; Colmar'ın en büyük Gotik kilisesi, 1234'ten 1365'e kadar inşa edilmiş. Hemen yakınında Église des Dominicains var; içindeki Martin Schongauer'in "Gül Çalılığındaki Meryem" tablosu (1473) muhteşem bir eser. Bu tablo 1972'de çalınıp bir yıl sonra kurtarılmış — o zamandan beri güvenlik amacıyla burada sergileniyor.

Collégiale Saint-Martin içi, Colmar

Collégiale Saint-Martin'in Gotik iç mekânı

Koïfhus'u (Gümrük Hanı) gördük — Colmar'ın en eski kamu binası, 1480'den kalma. Alt katı gümrük deposu, üst katı ise on Alsace şehrinin birliği olan Décapole'nin toplantı salonu olarak kullanılmış. Renkli sırlı çatı karoları çok güzel.

Colmar'da yarı ahşap tarihi bina, kuleli yapı

Colmar'ın karakteristik yarı ahşap mimarisi

Colmar aynı zamanda Özgürlük Heykeli'nin yaratıcısı Frédéric Auguste Bartholdi'nin doğduğu şehir. Şehrin kuzey girişinde 12 metrelik bir Özgürlük Heykeli replikası var; doğduğu ev ise Musée Bartholdi olmuş.

Kapalı pazarı gezdik ve Petite Venise (Küçük Venedik) yolu boyunca yürüdük. Bu bölge Lauch Nehri kıyısında, 14-18. yüzyıldan kalma yarı ahşap, renkli Alsace evleriyle çevrili. Orta Çağ'da tabakhaneciler, balıkçılar ve bostancılar bu nehri ticaret yolu olarak kullanmış. Bugün o düz dipli teknelerle kanalda turist gezintisi yapabiliyorsunuz.

Burada bir kafede sıcak bir kahve içtik. En çok dikkatimi çeken şey sömestr döneminde Türklerin burada inanılmaz çoğunlukta olması. O kadar çok Türkle karşılaştık ki burada yaşayan kafeciler bile Türkçe öğrenmişler.

Colmar'da kafede arkadaşlarla kahve molası

Colmar'da kahve molası

Strasbourg: Noel'in ve Avrupa'nın Başkenti

Colmar'dan trene atlayıp Strasbourg'a devam ettik. Strasbourg hem Noel'in başkenti hem de Avrupa'nın başkenti diyebiliriz. Avrupa Parlamentosu'nun resmi merkezi burada (Louise Weiss Binası); Avrupa Konseyi de Palais de l'Europe'da yer alıyor. Brüksel ile birlikte AB'nin kalbi. Gitme şansımız olmadı ama bu kurumlar şehrin kuzeydoğusundaki Avrupa Mahallesi'nde.

Mimari açıdan Strasbourg benzersiz çünkü Alman ahşap evleriyle Fransız barok yapılarını birleştiriyor. Tarih boyunca defalarca el değiştirmiş — bir Fransa'nın olmuş, bir Almanya'nın. Bu süreç şehre kendine has bir kimlik kazandırmış; aynı zamanda bir barış şehri olarak anılmasını sağlamış.

Strasbourg'un kalbi Grande Île — Ill Nehri'nin kolları arasında kalan, 1988'den beri UNESCO Dünya Mirası listesindeki ada. Katedral dahil beş tarihi kilise, Orta Çağ'dan 20. yüzyıla uzanan mimari katmanlar... Hepsi bu adada.

Petite France'dan başladık. Bu bölgeye "Küçük Fransa" denmesinin sebebi oldukça ilginç: 1503'te burada kurulan bir hastane, İtalya Savaşları'nda frengi kapan Fransız askerlerini tedavi ediyormuş. Frengi o dönemde "Fransız hastalığı" olarak bilindiğinden bölge Petite France adını almış. Hastane 1789'a kadar hizmet vermiş.

Petite France, Ill Nehri kıyısında renkli yarı ahşap evler

Petite France — Ill Nehri'nde yansıyan renkli Alsace evleri

Burada gerçekten muhteşem yapılar var. Tabakhane evleri (Maisons des Tanneurs) özellikle dikkat çekiyor — çatıları çok dik. Bunun sebebi dekoratif değil, tamamen işlevsel: çatı arası açık bir kurutma alanı olarak kullanılmış, hayvan derilerini kurutmak için. Dar çatı pencereleri ışık ve hava sirkülasyonu sağlıyormuş. En ünlüsü 1572'den kalma Maison des Tanneurs.

Maison des Tanneurs, dar kanal ve köprü Tabakhane evleri, yarı ahşap cepheler

Tabakhane evleri — dik çatılar deri kurutmak için tasarlanmış

Kanallar boyunca yürüdük. Kanal geçişlerinde döner köprüler var — belli saatlerde gemi geldiğinde köprü dönüp yol veriyor. Sırf bunun için görevliler var. Biz de buna denk gelme şansı yakaladık, çok ilginçti.

Strasbourg kanalı ve döner köprü

Kanal boyunca yürüyüş — sisli bir kış günü

Ponts Couverts'e (Örtülü Köprüler) geldik. 13. yüzyıldan kalma, 3 köprü ve 4 kuleden oluşan bir savunma yapısı. Eskiden köprülerin üzerinde ahşap çatılar varmış ama artık yok.

Hemen yanında Barrage Vauban var — 17. yüzyılda inşa edilen bir savunma barajı. Saldırı durumunda nehrin suyunu yükselterek şehrin güneyini su altında bırakmak için tasarlanmış; 1870'te Fransız-Prusya Savaşı'nda gerçekten bu amaçla kullanılmış. Çatı terasından muhteşem bir manzara var.

Barrage Vauban, Ill Nehri üzerinde

Barrage Vauban — 17. yüzyıldan kalma savunma barajı

Müzeler tarafını yürüdük. Ill Nehri boyunca yürümek gerçekten çok keyifli — nehrin iki yakasındaki yapılar, o masalsı Alsace havasını solumanızı sağlıyor.

Palais Rohan ve Notre-Dame Katedrali kulesi, Ill Nehri kıyısı, gece

Palais Rohan — Ill Nehri kıyısında, arkada katedral kulesi

Église Saint-Paul (Saint Paul Kilisesi) nehirdeki bir adanın ucunda duruyor. 1892-1897 arasında Alman İmparatorluğu döneminde inşa edilmiş neo-Gotik bir kilise, 76 metrelik ikiz kuleleriyle çok etkileyici.

Ve tabii ki Cathédrale Notre-Dame de Strasbourg. Bu bence Avrupa'da gördüğüm en etkileyici katedrallerden biri. 142 metre yüksekliğiyle dünyanın en yüksek 6. kilisesi, ve 1647'den 1874'e kadar dünyanın en yüksek yapısıydı — 227 yıl boyunca. Tamamen Orta Çağ'da inşa edilmiş en yüksek yapı olma özelliğini hâlâ koruyor. İçindeki astronomik saat de ayrıca görülmeli. Mutlaka gidin.

Cathédrale Notre-Dame de Strasbourg, sokaktan gece görünümü Cathédrale Notre-Dame de Strasbourg, gece aydınlatmalı

Notre-Dame Katedrali — sokaktan ve yakından, gece aydınlatmasıyla

Katedralden sonra alışveriş caddelerinde dolaştık, güzel bir pizzacıda yemek yedik. Tatlı yemek için bir yer aradık ama geç olduğu için maalesef bulamadık. Bu bölgenin meşhur tatlısı torche aux marrons — kestane püresiyle yapılan, Mont Blanc'a benzeyen bir tatlı. Kestane ezmesi ince şeritler halinde sıkılıyor, üzerine krem şanti ve pudra şekeri. Eğer şansınız varsa mutlaka deneyin. Bir de Kougelhopf var; Alsace'ın geleneksel maya keki, romda bekletilmiş kuru üzümlü ve bademli. Sabah kahvaltısından akşam tatlısına kadar her yerde karşınıza çıkıyor.

Strasbourg'un bir de Ren boyutu var. Ren Nehri, İsviçre Alpleri'nden Köln, Düsseldorf üzerinden Rotterdam'a uzanan Avrupa'nın en işlek ticaret nehri. Orta Çağ'dan beri bu hat boyunca şehirler zenginleşmiş. Strasbourg da bu hattın kritik noktalarından biri — Fransa'nın en büyük nehir limanlarından biri burada, şehir tarih boyunca Ren ticaretinin Fransız tarafındaki kapısı olmuş.

Ufak bir bilgi: Strasbourg'dan Almanya'ya tramvayla 27 dakikada geçebiliyorsunuz. Ren'in hemen karşısında Kehl kasabası var. 2017'den beri D hattı tramvayı sınırı geçiyor — Avrupa'da sınır ötesi tramvay işleten birkaç şehirden biri. İnsanlar alışveriş yapmaya Kehl'e gidip geri geliyorlar. Çok ilginç bir dinamik.

Biz de Mulhouse'a geri dönerek bu güzel Alsace günümüzü tamamladık. Strasbourg ve Colmar kesinlikle o kartpostallardan çıkma, masalsı atmosferiyle hayatınızda en az bir kez görmeniz gereken yerler.